İçeriğe geç

Dibek kahvesi suyla mı olur sütle mi ?

Kredifirsatlari olarak “Dibek kahvesi suyla mı olur sütle mi” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!

Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Dibek Kahvesi

Şunları da İnceleyin: Dengeli bir kahvaltı tabağı nasıl olmalı ?

“Dibek kahvesi suyla mı olur sütle mi” hakkında araştırma yapanlar için hazırlanan bu içerikte önemli noktalara değineceğiz.

Bir fincanın içine sığmayan hikâye

Kayseri’nin kış akşamları hep aynı sertlikle gelir. Rüzgâr, Erciyes’in eteklerinden aşağı inerken sokakları yalayıp geçer; insanın yüzüne çarpan soğuk, sanki bir şeyleri hatırlatmak ister gibi inatçıdır. O akşamlardan biriydi. Defterimi açmış, günün yorgunluğunu kelimelere dökmeye çalışıyordum ama içimdeki dağınıklık hiçbir cümleye sığmıyordu.

25 yaşındayım. İnsan bu yaşta artık bazı şeyleri çözmüş olmalı diye düşünüyorlar. Oysa ben hâlâ en basit soruların içinde bile kaybolabiliyorum. Mesela o gün aklımı kurcalayan şey çok tuhaftı: “Dibek kahvesi suyla mı olur, sütle mi?”

Bunun neden bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum ama içimde bir yere dokunuyordu. Sanki bu soru, sadece bir kahve meselesi değil de, hayatın kendisine dair bir seçimmiş gibi hissediyordum.

Eski bir evin mutfağında başlayan hatıra

Çocukluğumun geçtiği evde, mutfağın küçük bir köşesinde annemin her sabah aynı ritüeli vardı. Tavanın altındaki dolaptan bakır cezveyi indirir, yavaşça dibek kahvesini hazırlardı. O zamanlar kahvenin neyle yapıldığını sorgulamazdım bile. Çünkü evin içinde yayılan koku, her şeyi doğru yapıldığını hissettirirdi.

Ama şimdi düşünüyorum da, annem bazen su kullanırdı, bazen süt. İkisi de farklı bir dünya açardı.

Suyla yapılan kahve daha sertti. Sanki hayatın gerçek yüzü gibi… Aceleci, net, bazen acı.

Sütle yapılan ise yumuşak. Daha sakin, daha sarıp sarmalayan bir tarafı vardı. O günlerde bunu bilmezdim ama şimdi fark ediyorum: Annem belki de ruh haline göre kahve yapıyordu.

Ben ise şimdi kendi ruh halimi bile anlamakta zorlanıyorum.

O gün: İçimdeki eksiklik

O akşam dışarı çıktım. Hava öyle bir soğuktu ki, nefesim bile sertleşiyordu. Küçük bir kahveciye girdim. İçerisi sıcaktı ama asıl sıcaklık, köşedeki ocakta yavaş yavaş kaynayan kahveden geliyordu.

Tezgahta duran adama sadece şunu sordum:

“Dibek kahvesi suyla mı olur, sütle mi?”

Adam bana uzun uzun baktı. Sanki sorum basit değilmiş gibi düşündü. Sonra omuz silkti:

“Nasıl istersen öyle olur.”

Bu cevap beni rahatlatmadı. Tam tersine içimdeki boşluğu büyüttü. Çünkü ben bir tercih değil, bir gerçek arıyordum. Sanki doğru olan tek bir yol olmalıydı ve ben onu kaçırıyordum.

Masama oturdum. Pencereden dışarı baktım. İnsanlar hızlı hızlı yürüyordu. Herkes bir yere yetişiyordu ama kimse neden yetiştiğini sorgulamıyordu.

Ben ise sadece bir fincan kahvenin bile doğru olup olmadığını bilmiyordum.

Hatıralar bazen en sert içecek olur

Defterimi açtım. Yazmaya çalıştım ama kelimeler dökülmedi. Çünkü içimde yazılmayı bekleyen şey kahve değil, başka bir şeydi.

Bir an çocukluğumdaki bir sahne geldi aklıma. Annem mutfakta, ben masada. Pencerenin kenarında buğulu camlar… Dışarıda kar yağarken içeride sütle yapılmış dibek kahvesi.

O kahvenin tadını değil, hissettirdiklerini hatırlıyorum.

Güvende olmak.

Ama sonra başka bir an geldi. Birkaç yıl sonra, yalnız kaldığım bir sabah. Annem yoktu. Ev sessizdi. O gün kahveyi suyla yapmıştım. Daha hızlı, daha sert. İçimden “alışmalısın” diyen bir ses vardı.

İşte o an anladım ki, dibek kahvesi sadece bir içecek değilmiş. İnsan bazen sütle yumuşatıyor hayatı, bazen suyla gerçekliği olduğu gibi içiyor.

Ve ben hangisini seçtiğimi bile bilmiyordum.

Kararsızlığın içinde kaybolmak

O gün kahvemi getirdiler. Köpüğü vardı ama kokusu farklıydı. İlk yudumu aldığımda, boğazımdan aşağı inen şey sadece kahve değildi sanki. Bir kararın ağırlığıydı.

Suyla yapılmıştı.

Bunu anlamak zor değildi. Sertti. Hafif yakıcıydı. Ama garip bir şekilde dürüsttü.

O an kendime kızdım. Çünkü içimde hep sütlü bir kahve isteği vardı. Daha yumuşak, daha affedici bir hayat. Ama gerçekler bana sürekli suyla yapılmış fincanlar getiriyordu.

Hayal kırıklığı tam da burada başlıyordu. İnsan bazen kendi istediği şeyin değil, hayatın sunduğunun içinde kalıyordu.

Ama sonra düşündüm: Belki de mesele seçim değildi. Belki de mesele, her ikisini de içebilmekti.

Bir fincanın öğrettiği şey

Kahvenin son yudumuna geldiğimde içimde garip bir sakinlik vardı. Hâlâ kararsızdım ama artık bu kararsızlık beni korkutmuyordu.

Dışarı çıktım. Soğuk yüzüme vurdu ama bu kez farklı hissettim. Sanki içimde bir şey çözülmüştü.

Dibek kahvesi suyla da olurdu, sütle de. Ama asıl mesele hangisinin “doğru” olduğu değildi. Asıl mesele, hangi anında hangi tadı kaldırabildiğindi.

Bazı günler insan süt gibi yumuşak şeylere ihtiyaç duyar. Bazı günler ise su gibi netliğe.

Ben ise o gün, ikisinin de eksikliğini aynı anda hissediyordum.

Kayseri gecesine karışan düşünceler

Eve dönerken Erciyes’in silueti karanlıkta ağır ağır beliriyordu. Şehir sessizdi ama içim hiç sessiz değildi. Düşüncelerim yürürken bile peşimi bırakmıyordu.

Defterime şunu yazdım o gece:

“Belki de hayat, tek bir doğru tarif değildir. Belki de aynı kahve, farklı zamanlarda farklı şekillerde içilmelidir.”

Bunu yazarken içimde küçük bir umut hissettim. Çünkü ilk kez, kararsızlığım bir eksiklik gibi değil, bir ihtimal gibi görünüyordu.

Son yudumdan sonra kalan

Şimdi geriye dönüp baktığımda o günü bir kırılma gibi hatırlıyorum. Basit bir kahve sorusunun içinde kaybolduğum ama aslında kendimi biraz daha bulduğum bir gün.

Dibek kahvesi hâlâ hayatımda bir soru işareti gibi duruyor: suyla mı, sütle mi?

Ama artık cevabın peşinden koşmuyorum.

Çünkü bazen en doğru cevap, ikisinin de mümkün olduğunu kabul etmek oluyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.diyetforum.com.tr https://heceegitim.com.tr https://eyh.com.tr Sitemap
https://elexbetgiris.org/betbox girişbetexper yeni giriş